Besinler Neden Küflenir? Küfün Ardındaki Gizem ve Duygularım
Bir Sabah, Bozulan Domatesler
Kayseri’de sabahın erken saatleri, soğuk rüzgar pencerenin önünden geçerken, yataktan kalkmamla mutfağa gitmem bir oldu. Kahvaltı hazırlamak için mutfakta vakit geçirmeyi seviyorum. Gözlerim hâlâ uykuya alışamamışken, cebimdeki telefonun ekranı tam yüzüme tutmak üzereyken birden aklıma geldi: Dün aldığım domateslerin birkaçını unutmuştum! Hemen kullanmalıyım.
Hızla mutfak masasına koşarak, yerden birkaç domatesi alıp kontrol ettim. İçimden bir şeylerin ters gittiğini hissettim. Domateslerin üzerindeki o iğrenç, yeşil küf lekeleri, sabah sabah karşılaştığım en istenmeyen şeydi. Bir an donakaldım. Küflenen o domateslerin bana verdiği hayal kırıklığını anlamak zor. Yani, onların o taze kırmızı, pırıl pırıl hali, ne kadar kısa bir sürede bu hale gelmişti?
İçimde bir soru belirdi: Besinler neden küflenir?
Küfün Ardındaki Doğa: Mühendis Gözlüğüyle Bir Bakış
Beni tanıyorsanız, her şeyin bir nedeni olması gerektiğine inanan biriyimdir. Mesela, besinlerin küflenmesi, kimyasal bir reaksiyon gibi karmaşık bir şey olmalı. İşin bilimsel kısmına girmem gerekirse, küfler genellikle nemli, sıcak ve oksijenle dolu ortamları sever. Bu şartlar altında, mikroorganizmalar, yani aslında bakteriler ve mantarlar, o çürümeye başlamış besinlerin üzerinde gelişir. Hatta, onları besin olarak kabul ederler.
İçimdeki mühendis şöyle diyor: “Küf, doğal bir süreç. Bakteriler ve mantarlar besinlerin organik yapısında bulunan suyu kullanarak çoğalır ve büyür. Bu da zamanla o istenmeyen küf lekelerini oluşturur.” Evet, aslında bilimsel açıdan bakıldığında, besinlerin küflenmesi, doğanın bir döngüsüdür. Ancak bana sorarsanız, bu kadar kısa sürede gerçekleşmesi sinir bozucu. O kadar emek harcıyoruz, taze taze alıyoruz, ama bir anda tamamen bozuluyorlar.
İçimdeki İnsan Ne Düşünüyor?
İçimdeki mühendis kafamı kurcalarken, içimdeki insan bir diğer açıdan düşünmeye başlıyor. Küf, sadece biyolojik bir süreç değil, duygusal bir anlam da taşır gibi hissediyorum. Bir sabah kahvaltısı için aldığım domateslerin bozulduğunu görmek, bana da bir şeyleri hatırlatıyor. Bu, bir tür kayıp. Bu kayıp, bana hayatın ne kadar hızlı geçtiğini ve güzel şeylerin aniden kaybolabileceğini hatırlatıyor. Her şeyin hızla küflendiğini görmek, aslında bir şeylerin çürüdüğünü fark etmek… Ve bazen, çürümeyi engellemek için bir şeyler yapmanın ne kadar zor olduğunu hissetmek.
İçimdeki insan şöyle hissediyor: Bazen besinler gibi, insanlar da küflüyor. Yaşadıkları şeyler, zaman içinde onları tüketiyor. Sevgiler, dostluklar, hatta bazen hayaller de öyle… Bir anda eskiyen, solan, kaybolan şeyler haline geliyorlar.
Küf, bir zamanlar taze ve umut dolu olan bir şeyin, zamanla nasıl bozulduğunun ve çürüdüğünün göstergesi. Tıpkı bir ilişkinin veya geçmişteki bazı hayallerin zamanla yok olması gibi. Küf, beklenmedik anlarda ve yerlerde karşımıza çıkar. Her an bir şeylerin çürüme sürecine girdiğini görmek, hayatta her şeyin geçici olduğunu kabul etmeyi zorlaştıran bir şey.
Küfün Duygusal Yansıması: Hayatın İronisi
Bir kaç dakika sonra, mutfakta o küflü domatesleri temizlerken, aklımda bir başka düşünce belirdi: Küf, belki de hayatın en büyük ironilerinden birisidir. Ne kadar taze ve sağlıklı olursa olsun, bazı şeyler doğalarının gereği olarak bozulacaklardır. Küf, yaşamın çürüyen yanlarını, eskimeyi ve yok olmayı simgeliyor olabilir. Küf, her şeyin zamanla bozulduğunu, ama bozulmanın da hayatın bir parçası olduğunu anlamamızı sağlıyor.
Bazen, ilişkilerde, dostluklarda, hayatta da böyle hissediyorum. Bir şeyin çok güzel başladığını ve zamanla o şeyin çürüyüp gitmesini izlemek, gerçekten zorlayıcı bir duygu. Biraz daha anlam kazanan bir şey arıyorum. Küf, bozulma sadece bir başlangıçtır. Belki de bu kayıpların, bir yandan büyümek ve olgunlaşmak için gerekli bir süreç olduğunu fark etmeliyim.
Sonuç: Küf, Bir Son Değil, Bir Başlangıçtır
Küflenen domateslerden aldığım ders, aslında daha derin bir anlam taşıyor. Hayat bir döngüdür ve her şey, ister bir domates, ister bir ilişki olsun, zamanla değişir. Küf, her şeyin bir süreci olduğunu, her şeyin bir ömrü olduğunu hatırlatıyor. Küf, hayatın çürüyen yanlarını simgeliyor, ama belki de o çürüyen şeyler, yeni şeylerin ortaya çıkması için gerekli bir yer açıyordur.
Bir yanda mühendislik bakış açım var, her şeyin bir açıklaması, bir nedeni olmalı diyor. Diğer tarafta ise insan tarafım, kayıp ve değişimle yüzleşmenin ne kadar zor olduğunu hissediyor. Ama işin sonunda, küflenen besinler gibi, hayat da bir dönüşüm süreci. Kaybettiğimiz her şey, belki de yeni bir şeyin başlangıcıdır.